30 Mart 2013 Cumartesi

İlk Bayram

 Atakan'ın ilk bayram (şeker bayramı 19.08.2012) sabahında bende bir neşe, bir telaş anlatamam... Sanki benim ilk bayramım:)


Tabi ben onu hazırlamaya çalışırken Atakan Bey çok rahat:) O oyun oynamaya çalışıyor bende onu giydirmeye..


İlk Önce babaannenin evine gittik... El öpüp çikolata yedi..


Kuzen de gelince hala paylaşılamadı:) Evde  minikleri zapt edemeyeceğimizi anladığımızda avm den medet umup çıktık yola.



Oradan da benim babaanneme(Atakan'ın aminnesine) gittik. Burdada el Öpüp Çikolatamızı yedik. Atakan tabi  bir günde bu kadar yer gezmekten pek memnun:))


En son anneanne de ziyaret edilerek bayram gezmemizi tamamlamış oluk. Burada da mola verip yemeğimizi yedik sonra tuttuk evimizin yolunu...

Benim için çok yorucu, oğluş içinse çok eğlenceli bir bayram oldu. Bir günde herkesi görmek onu çok mutlu etti. Bol bol gülücük saçtı etrafa... Bütün bayramları herkes bir arada, hep böyle mutlu, sağlıklı, huzurlu geçer inşallah...

28 Mart 2013 Perşembe

Bir Doğum Hikayesi...


Neredeyse 1 yıldır sürekli iltihap kapan ve apse yapan çürük dişimin nihayet tedavisine başlamaya karar verdim. Benim kocanın diş hekimi arkadaşı bana bir antibiotik verdi iltihabı geçirmek için; böylece kanal tedavime başlayabilecektim. İlacı kullanmaya başlayalı 3 gün olmuştu, iş yerindeki arkadaşlarla konuşurken antibiotiğin adetimi geciktirdiğini söyledim. Onlarda hemen bebek yorumu yaptılar. Zaten sürekli bebek yok mu diyorlardı.-Bu arada daha evliliğimin 6. Ayındaydım. Ben bir yandan erken derken bir yandan içim içimi kemiriyordu; acaba olabilir mi diye... Cuma günü iş çıkışını zor ettim ve eve gelir gelmez test yaptım. Bide ne göreyim 2 çizgi ama silik 2 çizgi ?  aldı mı beni bir ağlama hemde nasıl ağlıyorum... Hemen annemi aradım ve eczaneye uğramasını ve sormasını istedim.  5 dakika geçmedi annem geldi ve hamile olduğumu ama yinede bir kan testi yaptırmam gerektiğini söyledi. Amanın ne diyeceğimi şaşırdım. Koca işten geldiğinde kayınvalideme giderken( zaten bir süredir hasta olduğundan yanında kalıyorduk) söyledim hamile olabileceğimi. O surat ifadesini asla unutamam... resmen bembeyaz oldu... bir an düşüp bayılacak sandım:) Neyse ben o gün bıraktım antibiotik almayı.

Çok küçüklüğümden beri kızım olacağını düşünürdüm ve herkese kızım olucak benim derdim. Ama hamile olabileceğimi öğrendiğim an oğlumun olacağını anladım ve nihayetinde doktorada oğlan değil mi demiştim:)


Ertesi gün annemle özel bir hastaneye gidip kan testi yaptırdım. Beklemek ne kadar da zormuş. Sonucu verdiler elime, eee dedim hamile miyim? Kimseden cevap yok... aldım elime sonucu kendim değerlere bakarken baktım hamileyim emin olayım diye de bir doktor bulup sordun tamamdır. 3 haftalık gebe:) 
Hemen gidip bir hamile t-shirt aldım:))

Pazartesi günü için hemen randevu aldım ve neşeyle ilk kontrolümüze gittik. Doktor hanım ultrasonda şöyle bir baktı ve tüh tüh vah vah demeye başladı, suratı asıldı. Hemen sorduk tabi ne oldu, ne var ne görüyorsunuz diye... Ama hep anlatıcam, bir dakika falan dedi. Ben tabi başladım ağlamaya ne var neden bişi demiyorsunuz diye? Ne var dış gebelik, yalancı gebelik, aklımdan bir sürü olasılık geçiyordu. En sonunda yumurtalıklarım da kist olduğunu söyledi ve bir iki test istedi. Hemen kayınvalidemi çağırdık, annem benden daha heyecan yapacağı için kesin sonuç çıkana kadar bişi demedim. Ben tabi ayılıp bayılıyorum. Neyse sonuçlar çıktı gittik doktorun yanına... İlk önce gençsin daha hamile kalırsın kistle beraber alalım bebeği dedi... 2 dakika sonra iyi ki hamile kalmışsın kisti alırken bir yumurtalığı alıcam diğeri de zarar görebilir bir daha hamile kalamayabilirsin dedi... Ardından da ben zoru severim hamileliğin sonuna kadar direnelim dedi ve ben bittim bu ne böle diye. Tamamiyle afallamıştık.

Hastaneden akşam çıktık ve kaynım(eşimin abisi) bir doktordan randevu aldım dedi ve apar topar profesörün özel muhayenehanesine gittik. Hemen ultrasona aldı beni... Tabi ben hala ağlıyorum, bir yandan da beni sakinleştiriyor. Yok dedi ya dert etme kadınların çoğunda olur bu sadece kilo almayacaksın, çok yürüme yorma kendini, ağır kaldırma falan dedi. Bebekte de bir problem gözükmüyor, Sinyaller kesilip rahimde kendi başına tutunabildiği zaman ( 3. Aydan sonra) yumurtalıklarından kiisti sıyırıp alıcaz, bebeğe de bişi olmayacak dedi.

Tabi biz de son derece rahatlamış bir şekilde eve döndük. Ama ben çalıştığım için paranoyaklık yapıp her hafta kontrole gidiyordum. Sürekli bir problem çıkıcak bebeğe bişi olacak diye korkuyordum. Hamilelikte 3. Ayıma girdiğimde Ağrılar başladı ve 14. Haftaya girdiğimde dayanamaz oldum ve 3 gün içinde ameliyat oldum. Ama o profesöre değil.....

Artık ameliyat tarihini belirlememiz gerekiyordu. Bunun için doktorumun yanına, ultrasonda kontrol ettikten sonra suratı düştü, aha dedim bir sorun var. Suyumun çok azaldığını, bebeğin gelişiminin durduğunu hatta geri kaldığını, bir an evvel ameliyat olmam gerektiği, sonrasında ilaçla bebeğin gelişimini normale getireceğini söyledi. Off dedim nedir bu başıma gelenler.


Bu sefer de kaynım hemen başka bir profesör buldu ve çalıştığı özel hastaneden randevu aldık. Görüşmemizde bende hiç bir problem olmadığını, suyumun normal olduğunu, bebeğinde gelişiminin normal olduğunu söyledi. Yine içimize serin sular serpildi ve beni bu doktorun ameliyat etmesini istedim ve 3 gün sonrasına randevumu aldım.

Ameliyatım çok iyi geçti, 2 saat sürdü ve patoloji sonuçları da temiz çıktı. Ameliyathanede gözümü açtığımda ilk olarak bebeğin cinsiyetini sordum:) ama arkasını dönmediğini göremediklerin söylediler. Ameliyatın ertesi günü ayağa kalktım ve ağrım sızım pek olmadı.  Hatta hastaneden çıkışımın ertesi günü koca beni hayvanat bahçesine götürdü.

Benim paranoyaklık geçmedi ama... Her gün işe gitmeden önce tekmesini hissediyorum, akşamda tekmeyi hissetmeden uyumuyordum. 1-2 saat hissetmesem hemen telaş yapıyordum doktoru arıyordum. 



Üçlü testim yapılmış her şey normal çıkmıştı. Ölçümleri tıp fakültesinde yaptırıyordum ondan sonra doktoruma götürüyordum oda yorumluyordu... Ama dörtlü testim yapılırken ölçümleri alan doktor fazla yağlandığımı iyi göremediğini söyledi. Bende hamile bir bayana böyle söylenir mi diye kızdım. Bu testin sonuçlarına göre bebeğin Down sendromlu olma olasılığı olduğu ortaya çıktı. Ve hemen Amniyosentez yapıldı.  Amniyosentezde düşük riski olduğundan çok korkmuştum. Ondandır herhalde yaptırdığım Amniyosentezde sonuç alınamadı ve ertesi gün 2 kat fazla düşük riskiyle ikini kez amniyosentaz yaptırdım. Sonuçları alana kadar o bir ay geçmedi... 7 aylık bebeği nasıl aldırırdım? Aldırmazsam nasıl bakardım? Neyse ki sonuçlar temiz çıktı ve büyük bir ihtimal benim yağ tabakası fazlalığından ölçümler doğru alınamadı... 






Artık ben daha fazla panik olmuştum ki tek başıma bakkala bile gidemiyordum... Ya bişi olursa, suyum gelirse? Aklıma o kadar çok senaryolar geliyordu ki bilim kurgu filmlerini aratmaz:)
Ki o halde bile 7 aylık olana kadar işe gitmeye devam ettim. 








Ama Allah'tan korktuğum gibi olmadı... 11.11.2011 tarihinde sabah 8 den itibaren bişi yememem gerektiği halde hamileyken en çok aşerdiğim serpme böreğimi yiyip, oradan hastaneye yatışımı yaptım. 9 ay mide bulantısı çektikten sonra doğum esnasında da midem bulanınca yok artık dedim. Bir inanış vardır ya miden bulanmaya başlayınca saçı çıkıyor derler, bundandır sezeryan esnasında oğlumu ilk gösterdiklerinde saçı çokta yokmuş dedim:) temizleyip yanıma verdikleri o anda ilk sözüm Ne Kadar Da Küçük oldu...


AMA Allah’a şükürler olsun onca olaya karşı sağlıklı bir bebek dünyaya getirmiştim... 


          
                                           Ve 269. günde oğlumu kucağıma almış oldum...




17 Mart 2013 Pazar

Atatürk Yeleği

Nihayet başladığım Atatürk yeleğini bitirdim. Ben yaza kadar zaman tanımıştım kendime ama bari bu sene de bir kerecik olsun giyebilsin diye hızlandırdım.
Aslında aklımda kazak yapmak var ona başlayacağım için mecbur bitirdim. Yoksa o kadar çok bedenini uydurmak için söktüm ki hevesim kaçtı:(

Şablonunu çizdim ama yinede bir anlatayım.



3 ilmek başlıyoruz. 12 ilmek olana kadar her sırada arttırarak haraşo (haroşa) ördüm. 12 ilmekten sonra yine her sıra arttırıp ortasını düz örerek (yanlarda 6 şar ilmeklik haroşa  çerçeve yaptım), ortada 16 sıra düz örgü elde ettim. Sonra arttırmayı bırakıp 22 sıra örmeye devam ettim. Kolu 3-2-1-1-1-1 olarak kestim. Yakayı da kolun 2. 1 kesiminden itibaren ilk sıra 2 daha sonrakileri 1 olarak 12 ilmek haroşa kalana kadar kestim ve 12 sıra örerek örgüyü bitirdim.

Ön cepleri 13 ilmek haroşa olarak 4 sıra örüp diktim.




Arka kısımı da 50 ilmek başlayarak 4 sıra haroşa ördüm. Daha sonra yanlarda yine 6 şar ilmek haroşa bırakıp orta kısmı düz örerek 22 sıra örüp kol kısmını da ön taraftaki gibi yaptıktan sonra, yine 12 sıra örerek örgüyü kestim.



Arkadaki üçgen de 27 ilmek başlayıp 12 ilmek ördükten sonra 3 ilmek beraber alıp yine 12 ilmek ördüm. Bir sonraki sırada 11 ilmek örüp yine 3 tane ilmek beraber alıp 11 ilmek ördüm. Bunu 9 ilmek olana kadar yaptıktan sonra kestim.

12 Mart 2013 Salı

16. ay

Dün oğluşum 16. ayına girdi. Ne zaman büyüdü nasıl büyüdü anlamadım. Ama zaman çok çabuk geçiyor onu fark ettim.
Dün doktor kontrolümüze de gittik, Doğumgündaşı komşumuz Engin ile:) Maşallah ikisi de turp gibi:) Oğluşumun boy 85,5 cm, kiloda 12,400 gr. olmuş. Dişlerini de tamamlamış, 2 yaşa kadar diş problemimiz de kalmadı. İçim nasıl rahatladı anlatamam çünkü en ufak bir diş probleminde iştah bitiyor, ağzına tek lokma koymuyordu. Neyse ki 2 yaşa adar ara vermiş olduk bu duruma.

Bütün dolapları açma hevesinde. Dolapların kapakları açık duruyor, evde  hep bir tak tak kapı sesleri. Geçen gün baktım dolapları açmakla kalmıyor bir de içlerini boşaltıyor. Mutfak tencere tava, odası bezler, banyo havlu ile kaplı; bende peşinde onun çıktığı odadan dağıttıklarını topluyorum:)

Ama en kötü huyu hala her şeyi ağzına sokuyor. Bundan nasıl vazgeçiricem bilemiyorum. Süpürgenin kablosunu yerken yakaladım. Sürekli ağzında bir şeyler olsun istiyor. Emzik emmesini akşamları yatarkene kadar indirdim ama ağzı hep dolu. Hiç bir şey bulamazsa t-shirt ünü sokuyor ağzına. Yakında bizi kemirmeye başlayacak.




Yaramazlıkta da 1 numara olan oğluşum koltuk tepelerinde zıplamaya da başladı. Koltuğun üstünde takla atmaya çalışıyor. Tabi ben bir sn oturamıyorum korkudan... Onun bu keşfetme isteği çok hoşuma gidiyor ama tehlikeler de bir o kadar korkutuyor...

Meraklı Minik

Meraklı Minik dergisini çokça duyuyordum. Özellikle Yağız 'ın  bu dergiye resminin bile çıktığını öğrendim. Bende oğluşum küçük olmasına karşın alıp incelemek istedim ki tam kalbimden fethedildim:)

Bir ziraat mühendisi (zooteknist) olarak bu sayı sanki benim mesleği anlatıyor gibi geldi. Hele ki Atakan' ın doğumuna tekabulen ayrıldığım süt ürünleri fabrikasındaki sorumlu yöneticilik işimden sonra pek bir hoşuma gitti. Konu hakkında bilgim olduğu için iyice inceledim dergiyi ve ne kadar açıklayıcı olduğuna şaşırdım.
3+ olmasına rağmen 3-4 aya sonra çok eğlenebileceğimizi düşünüyorum.Bence her yaşa kitap ediyor. Özellikle böyle resimler hikaye kitaplarında bile yok.


 Derginin içeriği, sayfaları ve konu anlatımları çok güzel. Hem öğretici hemde çok eğlenceli. Ne yalan söyleyeyim ben bile oturdum okudum:)
Yanında konuyu iyice pekiştirmek için bir inek maskesi ve hafıza kartları da var derginin içinde ayrıca yapıştırmalar, ördek posteri ve mandıra oyunu çıktı. bir dergiden bu kadar hediye çıkması da açıkçası çok hoşuma gitti.
Ailecek yapılabilecek aktiviteler var içinde, bu da ailenin beraber zaman geçirmesine olanak sağlıyor. Yeni sayı çıkana kadar 1 ay çocukları çok rahat oyalar bu dergi. Öğrettikleri de cabası:) Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir dergi ve hemen buradan alabilir yada üye olabilirsiniz...

11 Mart 2013 Pazartesi

Bu Da Bizim Ses Keselerimiz

Meşhur ses keselerinden bende yapmıştım ama oğluş pek hevesli değildi ama şimdi birbirlerine çarparak ses çıkartıyor.

Tv nin altındaki dolapları o kadar çok açıp karıştırıyordu ki bende içlerine oyuncaklarını koymuştum. Bir tanesini boşaltıp içine "Attı" diye keseleri atmayı öğrettim.

 Ben veriyorum o tek tek içine atıyor, bende attııı diyorum. Pek bir hoşuna gitti.

Sonra da diğer oyuncaklarını atıyoruz, böylece oyuncakları toplamayı da öğreniyor.

9 Mart 2013 Cumartesi

Doğum Sonrası Depresyonu


Doğum sonrası depreyonunu arkadaşım anlatmıştı bana, "aman dikkat et doğum sonrası depresyonuna girme, sen zaten girmezsin çok rahatsın ama gireni gördüm çok zor" dedi. Bende ne alaka, ne saçma bir şey bu dedim. Aylardır beklediğim mutluluğum geliyor, neden ağlayıp sızlanayım ki dedim. Ama öyle olmuyormuş... Ben depresyona girdim hemde çok şiddetli bir şekilde geçirdim ve anca farkına vardığımda sonlandırabildim. Tabi o zamana kadar sütümü bitirmiş, kendimi ve çevremi yaşamdan soğutmuştum. Bununla ilgili kendi başımdan geçenleri paylaşmak istedim.
Bende ilk başta hüzün şeklinde başladı... Özellikle akşamları oldu mu içime bir hüzün, bir ağırlık çöküyordu. Sanki göğüsüm sıkışıyor, içimden bir şeyler çekiliyor gibi hissediyordum. Bir yalnızlık çöküyordu, oysa ki eşim; yanımda biliyordum ama yetmiyordu kalabalık içinde yapayalnız gibiydim. Bir ben birde minik kuzum vardı. Sadece ona gülüyordum, onu istiyordum. Sürekli ağlamaya başladım... Hemde sebepsiz yere hissettiğim o göğüs sıkışmaları hıçkırıklara karışmaya başladı.
Herkes anlayışla karşılamaya çalışıyordu, teselli etmeye üzüntümü  geçirmeye çalışıyorlardı. Ama ben neredeyse kırkı çıkana kadar çocuğumu kimseye elletmedim. Sezaryen olduğum halde ertesi gün ayağa kalktım sırf oğluşuma ben bakabileyim diye, ağrılara hiç aldırmadım (Zaten o yüzden  kesik yerimde hala hissizlik var).  Babası bile ellediğinde içim gidiyordu, bişi olacak diye aklım çıkıyordu, bir bahaneyle elinden alıyordum. Büyüklerim gündüzleri biraz uyuyayım yada ev işlerini biraz yapabileyim diye oğluşuma bakmaya geliyorlardı, tabi uzaktan... uyanınca yada ağlayınca bana sesleniyorlardı ben bakıyordum, kesinlikle dokunamıyorlardı.
O kadar çok ağlamaya başlamıştım ki sustuğum zamanlar sayılı olmaya başlamıştı. Devamlı ağlıyordum hemde hıçkıra hıçkıra en şiddetlisinden... Geceleri uyumuyordum, uyuya kalır da oğluşun emzirme zamanını kaçırırım diye, çünkü 2 saatte bir emmesi lazım iki buçuk olursa aç kalır. Bende bir ‘oğlanı besleyemiyorum, sütüm yetmiyor, ne biçim anneyim ben’ olayı başlamıştı. Sürekli yetemediğimi düşünüyordum. Olmuyor işte diyordum sarılıp oğluşuma ağlıyordum. Tabi ki sonuç olarak sütüm yok denecek kadar azaldı ve gerçekten yetmemeye başladı.
Oğluşum hiç ağlamayan bir bebekti. Yatağına yattığında kendi başına uyur, acıkınca ağlamak yerine azıcık huysuzlanırdı. Sanki evin içinde bebek yok gibiydi. Herhalde anne o kadar çok ağlayınca oğluşum susmayı seçti.
Ben iyi olacağıma her geçen gün kötüye gittim... Uykum tamamiyle bitti. Uykusunda yarım saatte bir oğlanı dürtüyordum, yaşıyor mu diye kontrol ediyordum. Uzun süre uyursa kan şekeri mi düştü acaba diye uyandırıyordum. Paranoyaklık hat safhaya çıkmıştı.
Artık çevremdekiler de sıkılmaya başladılar. Bıktılar daha doğrusu, ortada bir sebep yokken sürekli ağlayan bir insana tahammül ne kadar olabilir ki? O yüzden onlara hak veriyorum, tabi ki şimdi ;) O zamanlar bizi istemiyorsunuz diye ağlıyordum.
Neyse ki en sonunda fark ettim ve 2 seneyi bile bulabilen bu ruhsal buhran bende 2 ay kadar sürdü, yavaşlayarak kayboldu. AMA fark etmeseydim daha uzun süreceğini biliyorum ve bu durum hem anneyi hemde bebeği çok etkiliyor.
Bazı durumlarda bebeği istememe varmış, bende tam tersi fazla sahiplenme oldu.
Umarım kimse bunları yaşamaz. Ama olurda yaşıyorsanız ilk önce sakin olun ve sizi sevenlerin yardımlarını kabul edin. Kendinizi soyutlamayın. Bu durumu kabullenin. Eminim en kısa zamanda atlatacaksınız. VE UNUTMAYIN BEBİŞİN SİZE İHTİYACI VAR.


6 Mart 2013 Çarşamba

Çarşamba Parkı

Bugün komşum ve oğluyla beraber (Atakan'la doğum günleri aynı:)) yeni açılan kapalı oyun parkına gittik. Güzel bir yer ama biraz daha yaşça büyüklere hitap ediyor diye alışveriş merkezini gezip çıktık.


Havalar burada o kadar güzelleşti ki kapalı yere hapsetmeyelim çocukları dedik. Bol bol güneş, bol bol D vitamini.


Ve arka planda karlı dağlar biz güneş banyosu yapıyoruz... Bu şehrin en çok arkamızda ki görüntüsünü seviyorum.

Çimenlerde koşturduk, üzerlerinde yuvarlandık Otları kopardık, azıcık tatlarına baktık:)



Salıncaklarda sallandık:)



İlk defa tahterevalliye bindi çok hoşuna gitti. daha önce hep yalnız gittiğimizden bindiremiuordum. Bu gidişimizde Engin sağ olsun hep beraber bindik:) Bizim için biraz yorucu ve baya bir bel ağrılı ama o gülücükler güç veriyor...



Kaydıraktan kaymaya da alıştı artık. severek oynuyor. Hemde merdiven çıkmadan kaydırağın tepesine çıkma çalışmalarına bile başladı. Henüz onu yapamıyor ama yakındır, onda bu yaramazlık varken:)

4 Mart 2013 Pazartesi

Anne Yapsın - Ben Bozayım

Önceden aldığım, yaşı gelsin oynatırım dediğim yap-bozu denemeye başladım. Yap-boz çiftlik hayvanlarıyla ilgili, bende hayvanların adlarını söyleyip seslerini çıkararak hayvanları öğretmeye çalışıyorum.
Şimdilik sadece anne yapıyor... Atakan bozuyor. Ama yakında o da yapmaya başlayacaktır.
Birbirine geçmeli değil de siyah beyaz resimleri üzerine yerleştirildikleri için daha kolay yapacağını düşünüyorum.
Ve pek tabi ki bu oyunumuz Atakan'ın yap-bozun tadına bakmasıyla son buluyor. Her hayvanın tek tek tadına bakıyor ve tavşanlarda karar kılıyor. Tabi benden hemen yap-bozu toplayıp bir sonraki güne de oynamamız için hayvanları koruma altına alıyorum:)

3 Mart 2013 Pazar

Atakan kitapları...




 Dişlerini fırçalamaya alışıyor kitabında annesinin Atakan' ı dişlerini fırçalamaya nasıl ikna ettiğini okuyacaksınız. Atakan' ın bu yeni edindiği alışkanlığı kime kazandırmak istediğine inanamayacaksınız.










Bu kitapları gördüğümde o kadar şaşırdım ki.... Atakan adının bir kitap kahramanı olarak kullanılacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. O kadar çok sevindim ki serinin diğer kitaplarını aramaya başladım. Her kitap farklı bir macera ver her macera bir ders verme niteliğinde. Yazıları çok fazla olmamakla birlikte konu sade bir şekilde anlatılıyor. Atakan resimlerini çok seviyor, kitabı pek okuyabildiğimiz söylenemez... Ama ileride ona çok güzel hatıra olacaklar.



Atakan’ın annesiyle babası birkaç günlüğüne iş seyahatine çıkarlar. Atakan’a ve Çomar’a göz kulak olmak, Atakan’ın anneannesine düşer. Akşam yatmadan önce masal okumak isterler ama anneanne gözlüklerini kaybeder. Atakan da oyuncak tavşanını kaybedince işler karışır.














Atakan, sevgili köpeği Çomar’la birlikte bahçede inşaatçılık oynar. Fakat Çomar, Atakan’ın kazdığı tüneli çökertir. Bunu gören babası Atakan’ı teselli etmek için kendi çalıştığı şantiyeye götürmeye karar verir. Atakan şantiyede muhteşem bir gün geçirir…









Babası da inşaatçı olunca bu kitabı görür görmez aldım.. Resimleri çok eğlenceli.. Ben bile kitaplara bakmaktan zevk alıyorum. 

Küçük Tilki Piknikte



Çayıra yaz geliyor 
ve küçük bir tilki 
arkadaşlarıyla gezmeye gidiyor...


Debi Gliori' den 
minikler için ışıl ışıl bir öykü.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Küçük Baykuş Yüzmeye Gidiyor



Koruya sonbahar geliyor 
ve küçük bir baykuş 
gece yarısı yüzmeye gidiyor...

Debi Gliori' den 
minikler için ışıl ışıl bir öykü.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Hadi Uyu Küçük Kuş




Bahçeye bahar geliyor 
ve bir ağaç tepesinde 
küçük bir yumurta çatlıyor...

Debi  Gliori' den 
minikler için ışıl ışıl bir öykü.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları